'Petrol, kanlı para ve Blair'in son skandalı'
Haber Merkezi / TİMETURK
The Independent gazetesi yazarı Johann Hari "Petrol, kanlı para ve Blair'in son skandalı" adlı makalesinde, batılı liderlerin para için her şeyi yaptığını ortaya seriyor. Hari, "Hiç kuşkusuz bir tezgâh vardı. Mesele tezgâhın işe yarayıp yaramadığı veya çarpıcı bir rastlantıyla istediğini alıp alamadığıdır" diye yazdı. İşte, Hari'nin o çarpıcı makalesi...
Johann Hari*
Hükümetinizin gözünde sizin hayatınız BPnin hisse fiyatına eklenecek birkaç pensten daha önemli mi? İlk bakışta bu size garip bir soru gibi gelebilir. Fakat bazen kapılar ve kameralar kapatıldığında hükümetlerimizin önceliklerini ortaya koyan hikayeler yaşanır. Lockerbie bombacısıyla petrol ticareti yapma hikayesi de bunlardan biridir.
Gelin hikayeye Irak çöllerinden başlayalım, çünkü Lockerbie işi orada neler olup bittiğini açığa çıkarabilir. Çoğu insan 1,2 milyon kişinin ölümüne sebep olan, George W. Bushun Irak işgalini Tony Blairın destekleme kararı almasını şaşkınlıkla karşıladı. Blair bu kararı almasında iki şeye karşı çıkmasının etkili olduğunu söyledi: terörizm ve despotluk. Terörizmle ilgili olarak Blair, Saddamın mücahitlere kitle imha silahları verebileceğini söyledi. İşgalden sonraki yıkıntılara bakılınca Saddamın kitle imha silahlarına sahip olmadığı ve mücahitlerle hiçbir bağlantısının bulunmadığı anlaşıldığında "ki bunu savaşı eleştiren pekçok kimse öteden beri söylüyordu- Blair, Saddamın bunu ileride herhâlükarda yapabileceğini, çünkü onun bir despot olduğunu ve tüm despotlara karşı çıkmak gerektiğini öne sürdü.
Savaşı eleştiren çoğu kimse asıl nedenin Batının Irakın geniş petrol kaynaklarına ulaşma arzusu olduğunu söylemişti. Bu tartışma yıllarca sürdü. Şimdi anlaşılan o ki, Tony Blair İngiliz şirketlerinin petrole erişmesi karşılığında mahkûm bir teröristi "modern Britanya tarihindeki en feci teröristi- korkunç bir despotun eline teslim etmeyi tezgâhlamış. Bu durum onun önceliklerine dair tartışmayı olası en karanlık noktaya çekiyor..
İşte olanlar. 1988 Noelinden hemen önce Londradan New Yorka giden bir uçak kargodaki bir bomba yüzünden İskoçya semalarında patladı. Uçaktaki toplam 259 yolcuyla birlikte yerdeki 11 kişi öldü. 2000de İskoçya mahkemesinde bir adam kitlesel kıyımdan mahkûm edildi: Eski Libya istihbarat görevlisi Abdülbasit el-Megrahi. Bombalama olayından sonra çoğu Batılı hükümet, şirketlerin orada yatırım yapmasını yasakladığı için Libyaya yaptırım uyguladı. Eğer terörizme ve despotluğa karşı çıkıyorsanız, bu mutlu bir sondu: Terörist olduğu sanılan biri açık mahkemede yargılanıp mahkûm edilmiş ve bir despot da dışlanmıştı.
Fakat aradan birkaç yıl geçmesine rağmen Tony Blair mutlu değildi. Neden? Petrol şirketi BP Libya petrolünü çıkarmak ve kazancını katlamak istiyordu. O nedenle CEOları John Browne, ülkesinin petrol kuyularını açmak karşılığında diktatörün ne istediğini öğrenmek için M16 ajanlarıyla birlikte Tripoliye uçtu. Libya elbette Megrahiyi geri istiyordu.
BP, Tony Blairin Libya ile mahkûm takası yapma girişimlerini onayladı. Onlar özellikle Megrahinin adını anmadıklarını söylüyorlar ama zaten buna gerek yoktu, çünkü Britanyada özel önem arz eden başka bir Libyalı mahkûm yoktu.
Blair yönetimi bu noktada petrol şirketiyle öylesine içli dışlıydı ki şirkete çoğu zaman Blair Petrol lakabı takılıyordu. BP ile Downing Caddesi arasında döner bir kapı vardı: Blairin en yakın dostları şirkete çalışmaya giderken, BP yöneticileri diğer tüm petrol şirketlerinden ziyade devletin özel çalışma ekibiyle toplantı yapıyordu. Blair, BPnin iki CEOsuna soyluluk rütbesi verdi ve North Sea petrol şirketinin vergilerini indirmişti. 2005de Downing Caddesindeki akşam yemeklerinde Lord Browne ile görevinden ayrıldıktan sonra ne yapacağını konuşuyordu. O sıralar BPye geçeceğine dair söylentiler de dolaşıyordu ortalıkta.
Blair BPnin lobi girişimlerini aşikâr bir memnuniyetle karşıladı. Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilisi Bill Rammell Libya yetkililerine Blairın Megrahinin hapiste ölmesini istemediği konusunda teminat verdi. Dışişleri Bakanı Jack Straw bu kararın vazgeçilmez kısmının Libya petrolünün istenmesi olduğunu belirtti. Böylece Straw bir mahkûm takası anlaşması için müzakerelere başladı ve İskoç yetkilileri mahkûmu bırakmaya ikna etmeye uğraştı. Straw basına sızan bir belgede İskoç hükümetine Megrahinin salıverilmesinin Birleşik Krallıkın yüksek çıkarlarına uygun düştüğünü söyledi.
Libyalılar adına baş müzakereci Musa Kousa idi. Britanya toprakları üzerinde demokrat muhalifleri öldürme planlarından övgüyle söz ettikten sonra sürgün edilmiş bir caniydi Kousa. Despotluğun bu sözde muhaliflerinin yüzü kızarmamıştı.
Hiç kuşkusuz Megrahinin kumpasa getirildiğini söyleyen bazı ciddi yorumcular da vardı. Bu da meşru bir iddiadır. Fakat eğer öyleyse bu iddianın mahkemede dillendirilmesi gerekirdi, BPye kâr sağlamak amacıyla bir diktatörle kurnazca iş tutmak yerine.
Her iki taraf da ne olup bittiğini şimdi kabul ediyor: Mahkûm edilmiş bir kitle katliamcısıyla petrol için iş tutmaya çalışıyorlardı. Libya diktatörünün oğlu ve yöntemindeki ikinci adam olan Saif Kaddafi Megrahiyi özgür bırakma çabalarının petrol sözleşmeleriyle bağlantılı olduğunun aşikâr olduğunu söyleyip Biz hepimiz neden söz ettiğimizi biliyorduk diye ekledi.
Hiç kuşkusuz bir tezgâh vardı. Mesele tezgâhın işe yarayıp yaramadığı veya çarpıcı bir rastlantıyla istediğini alıp alamadığıdır. Nihayetinde Megrahiyi serbest bırakıp bırakmamak İskoç politikacılarına kalmıştı ve onlar da bir mahkûm takasına açıkça karşı çıktılar. Strawın onları ikna etmek için lobi çalışmasını yaptığını biliyoruz ama onlar bu kararı bağımsız bir şekilde acıma duygusuyla aldıklarında ısrar ettiler. Bir yıl önce Megrahi, öldürmekten mahkûm olduğu her kişi için 11 gün hizmet ettikten sonra Tripoliye evine gönderildi. Resmi olarak İskoçlar ona sadece üç aylık ömür biçmişlerdi.
Bu iddialara soru işaretleriyle yaklaşmamızı gerektiren bazı gerçekler var. En bariz gerçek 11 ay sonra Megrahinin ölmemesiydi. Lazarustan sonraki en şaşırtıcı tıbbı tedavi yapıldı. Yoksa sahiden öyle miydi? Sonradan anlaşıldığı üzere, onun hasta olduğunu ilan eden doktorlara Libya hükümeti para vermiş ve Libya en karamsar ortalama ömür tahmini yapması için doktorlardan birine baskı yapmıştı. Tek kızı Lockerbiede ölmüş Susan Cohen şu soruyu soruyor: Neden İskoç hükümeti doktorların parasını ödemedi?
Aslında Sunday Telegraph gazetesinin yaptığı ayrıntılı bir araştırmanın kaydettiğine göre, İskoç ve İngiliz hükümetleri acıma duygusuyla serbest bırakılmasını sağlamak için Megrahiye ve onun hukuk ekibine etkin yardımda bulundu. Libya hükümeti hiç kuşkusuz buna İngiliz hükümetinin bir hediyesi gözüyle bakıyordu. Diktatörün baş sözcüsü Abdülmecit el-Dursi şöyle dedi: Bu, Britanyanın cesur bir kararıdır Britanya bu kararının ödüllendirileceğini görecektir. Gerçekten de BP ödüllendirildi: Şimdi Libyada petrol çıkarıyor.
Bu olay Blairi en ciddi şekilde eleştirenleri haklı çıkaracak şekilde Irak tartışmasını yeniden açmaktadır. Tony Blairi hâlâ savunanlar onu Irak konusunda harekete geçiren etmenin terörizme ve despotluğa duyduğu nefret olduğunu ve hiçbir surette petrole erişme amacı gütmediğini söylemekteler. Ne var ki o sıralarda İşçi Partisi hükümeti Britanya tarihindeki en kötü teröristi petrol karşılığında bir despotun eline vermek için Libyada tezgâh kuruyordu. Dış politikayı belirlemede asıl önemli faktörün halka söylenilen despotluğa veya teröre karşı çıkma söylemi değil de petrol ve şirket gücü olduğu ortaya çıktı.
David Cameron açık bir soruşturmayı reddediyor. İlgili tüm belgeleri kamuya duyuracağını söylüyor ama Kabine Ofisi herhangi bir kaydın kamuya gösterilmesinden önce Blairin izninin alınması gerektiğini sessiz sedasız duyurdu. Lockerbiede katledilen tüm masum insanların aileleri için bu, onların hükümetlerinin asıl değer verdiği soğuk su eğitimi olmuştur. -ldürülen 20 yaşındaki kızı Theodorayı anımsatan Chen şöyle diyor: Görünüşe bakılırsa artık Batılı hüküm