Perşembe, 24 Eylül 2020
.
25
İstanbul
.
chevron_left chevron_right
Kültür Sanat

Ziya Gökalp ‘Türk-Ermeni mukatelesi’ dedi mi?

24 Nisan gelir, Ermeni diasporasından, içimizdeki Taşnak Partisi sevicilerden hücumlar başlar, biraz okumuşlar ise ünlü sosyolog Ziya Gökalp’ın “Türk-Ermeni mukatelesi” olduğunu, yani iki tarafın birini öldürdüğünü söylediğini iddia ederler. Gökalp “mukatele” demiş mi?

216 Toplam Gösterim
Ziya Gökalp ‘Türk-Ermeni mukatelesi’ dedi mi?

Mustafa Nâzım Paşa’nın (Nemrut Mustafa Paşa) başkanlığını yürüttüğü Divan-ı Harb-i Örfî’de Ermeni tehcirinden dolayı yargılanan Ziya Gökalp’ın “Katliam değil mutatele” dediği yazılagelmiştir.

Divan-ı Harb-i Örfî zabıtlarında Gökalp’ın böyle bir söz etmediği görülmüştür.

Bu söz nereden çıktı?

1919 yılı 17 Mayısında Nemrut Mustafa Divan-ı Harp’i karşısına çıkarıldığında, iddiaya göre,  mahkeme reisi Nâzım Paşa kendisine “Türkler tarafından bir Ermeni katliamı olmuştur. Bunda fetvayı siz vermişsiniz. Buna ne dersiniz?” diye sormuş. Ziya Gökalp da cevaben: “Milletimize iftira ediyorsunuz. Bir Ermeni katliamı olmamıştır. Türkiye’de bir Ermeni katliamı değil; bir Türk -Ermeni mukatelesi olmuştur. Bizi arkadan vurdular, biz de vurduk.” demiş.

Bu satırlardan diaspora tarihçileri “İşte vurduklarını itiraf ediyorlar.” diye sonuç çıkarıyor. Türkiye’de kimi çevre ise “Bizi arkadan vurmuşlar, biz de onları vurmuşuz.”, yani Ermeniler tek taraflı olarak katledilmemiş, bir mukatele, yani karşılıklı bir vuruşma olmuş diyor.

Ziya Gökalp’a atfedilen bu suçlama ve savunma bir hayal mahsulüdür. Divan-ı Harb-i Örfî zabıtlarında ne bu tür bir suçlama, ne de benzer bir savunma vardır.

ziya-gokalp-1.jpg

Gökalp’ın söylediği iddia edilen söz nereden çıkıyor?

17 Mayıs 1919 tarihli yargılamada, Ziya Gökalp’a sorulan sorular ve verdiği cevaplar, Divan-ı Harb-i Örfî zabıtları ayrıntılı tutulmuştur. 17 Mayıs 1919 oturumunda Ziya Gökalp’a bir soru soruluyor. [Divân-ı Harb-i Örfî Muhâkemâtı Zabıt Ceridesi – Yedinci Muhâkeme Cumartesi, 17 Mayıs 1335]

Reis -Üçüncü Ordu kumandan-ı sâbıkı Vehib Paşa Ermenilerin tehciri İttihat ve Terakkî kararıyla yapıldığını ve tehcir edilen Ermenilerin emvâl-i metrukesinden bir sülüsünün [üçte birinin]İttihat ve Terakkî’ye alındığını ifade-i tahririyesinde beyan ediyor. Nasıl olduğunu anlatır mısınız?

Ziya Bey – Aslı yoktur, böyle bir şey işitilmiş olabilir, eğer delilleri varsa o delilleri göstersinler.

Ziya Gökalp ne “katliam”dan, ne de “mukatele”den söz ediyor.

Yargılama süresinde bütün devlet belgeleri ellerinde olmasına rağmen Divan-ı Harp,İttihat ve Terakki Merkez-i Umumîsi aleyhine tek bir belge çıkaramıyorlar.

Ziya Gökalp’a atfedilen bu sözler Enver Behnan Şapolyo’nun “Ziya Gökalp - İttihadı Terakki ve Meşrutiyet Tarihi” başlıklı kitabına girmesiyle yaygınlaşıyor.

Enver Behnan Şapolyo, kitabına, Türk Yurdu dergisinde yayınlanan Hakkı Süha Gezgin’in “Ziya Gökalp’ın İki Enstantanesi” başlıklı üç sayfalık kısa bir hatırasını alıntılıyor.

Gökalp’ın damadı Ali Nüzhet Göksel bir gün Hakkı Süha Gezgin’e gitmiş, Türk Yurdu’nun Ziya Gökalp adına çıkaracağı özel sayı için bir yazı istemiş. Hakkı Süha Gezgin kısa sürede yazıyı yetiştiremeyeceğini söyleyerek, dergiye iki “enstantane” vermiş. Bunlardan ilki “Bekirağa Bölüğü’ndeki Ziya” diğeri “Divan-ı Harp Karşısında Ziya”.

 “Mukatele” kelimesi, 1942’de yazılan bir paragrafla tarihe mal oluyor, dünyanın dört bir yanında yankı uyandırıyor, soykırım iddialarını ayyuka çıkarıyor.

Ziya Gökalp’a “mukatele” kelimesinin söyletildiği Hakkı Süha Gezgin’in yazısı:

“Ziya Gökalp’ın İki Enstantanesi

Divanı Harp karşısında Ziya:

Yanan Adliye’nin etrafı dolu, bahçesi, dolu, merdivenleri, koridorları ve salonları dolu. Süngünü jandarmalar dimdik ve put gibi dilsiz. Binaya ağır, heybetli bir hava çökmüştü. Gazeteci kartım, bana yol açıyor, kalabalığı yararak ilerliyorum. Nihayet matbuat locasına tırmandım. Her yer dolu. Yalnız kızıl çuha kaplı masalarla, kürsülerin arkası boş. Hâkimler henüz gelmemişler. Kırmızı perdelerden ışık, kan gibi akıyor.

Bu sırada kapılar maznunlara açıldı. Kabine ve Merkez-i Umumî âzaları göründüler. Ziya da aralarında idi ve “Yeni Mecmua” idarehanesinde yürüdüğü gibi yürüyordu.

 Divan-ı Harb Heyeti de sağdaki kapıdan girdi. “Gökalp”a da malûm şeyleri sordular. Sakin, tereddütsüz cevaplar verdi. Nihayet:

 - Ermeni katliâmına siz fetva vermişsiniz? Buna ne diyeceksiniz diye sordular.

Bu soru, ona yanardağının kapağını fırlatan bir hız verdi.

 - Milletinize iftira etmeyiniz. Türkiye’de bir ermeni katliâmı değil, bir Türk - Ermeni mukatelesi vardır. Bizi arkadan vurdular, biz de vurduk, dedi.

 Böyle cevap alacaklarını ummamışlardı. Nazım Paşa’nın ağzı açık kaldı. Kaşları alnına tırmanmış, gözleri fal taşına dönmüştü.

 - Demek tehciri de mazur görüyorsunuz? diye bağırdı.

Ziya, Diyarıbekir şivesiyle:

 - Tabii!

demekten çekinmedi..

Bundan sonra, Divan’ca en ağır, en korkunç suç sayılan şeyler birer birer sıralandı. O, hepsini birer:

 - Tabii!

ile karşıladı.

 Divan-ı Harb’in kanlı dekorundaki azametli gösterişi yıkan bu cevaplarla bütün bir tarih vardır. Çünkü bu cevapları aldıktan ve salonda bu cevapların uyandırdığı hayran uğultuyu duyduktan sonra, hâkimlerle maznunlar arasındaki mesafe kalkmış ve her iki taraf da müşterek bir düşman karşısında bulunduklarını anlamışlardı. Nazım Paşa’nın istifa kararında bu tarihî anın tesiri büyüktür.

Ziya, velilere mahsus vekarı, namus ve faziletle aydın yüzü, inandırıcı ve vecdli heyecaniyle bir çocuk gibi girdiği divandan işte böyle bir kahraman olarak çıkmıştı. (Türk Yurdu, C. XXVI, S.  5-6, 1 Aralık 1942, s. 150-152).

Hakkı Süha Gezgin ile Enver Behnan Şapolyo sükûneti, tevekkülü ile ünlü bir İttihatçıdan bir “kahraman” çıkarıyor. (Zafer Toprak, Zafer Toprak, “Ermeni Sorunu’nda Dünü İnşa Etmek ya da ‘Mukatele’nin İcadı”, Toplumsal Tarih, S: 147, Mart 2006).

Yeniçağ

VİDEO GALERİ
Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE